Doğu’nun Limanları (Amin Maalouf)


       untitled

Amin Maaloof ‘un Doğu’nun Limanları adlı kitabını edebiyatçı arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine okudum ve sonrasında kitap üzerine sohbet etme fırsatımız oldu.  Genel itibari ile akıcı, dili basit ve bir kurgu üzerine yazılmış bir kitap. Benim okuduğum 53. baskısıydı ve 183 sayfaydı.

     İlk 15-20 sayfasında olayları çözmek hiç kolay değil ve şahıslar belirgin değil. Kitap tarihi karakterlerle bağlantılı bir kurgu üzerinde ilerliyor, ancak kesinlikle tarihi bir roman değil. Azledilen bir Osmanlı Padişahı ve ondan sonra birbirini izleyen olaylar. Aslında kitap İsyan takma isimli Osmanlı şehzadesinin hayatını anlatıyor. Yazar şehzadenin doğumundan önce gerçekleşen olayları da ele alıyor,  çünkü kitapta “Bir insan hayatının doğumu ile başladığından emin misiniz? ” şeklinde bir cümle geçiyor ve bu cümle neden şehzadenin doğumundan önceki olayların ele alındığını açıklıyor. Azledilen padişahın ve sonrasında ele alınan karakterlerin gerçek hayatta kimler olduğuna dair kitapta hiçbir bilgi yok. Karakterlerin kimler olduğunu bulmak için araştırma yapmanız gerekmektedir. Kitapta anlatılan şekliye azledilen padişahın Abdülaziz olduğu ortaya çıkmaktadır. Kitapta 1900’lerde Adana’da Türklerle Ermeniler arasında yaşanan olaylar, sonrasında Beyrut, Fransa’daki direniş ve son olarak da İsrail’in kuruluş yılları gibi dönemler yer almaktadır.

     Yazarın Osmanlı hakkında çok da olumlu bir düşünce beslediği söylenemez. Genelde eleştirel bir dille ele almaktadır. Kitapta kafama takılan yerlerden birisi de bir Osmanlı şehzadesinin Fransız Direnişine katılması ve bu uğurda mücadele etmesidir. Yazarın bakış açısıyla şehzadelerin din konusundaki tutumları ise benim yine dikkatimi çeken noktalardan bir tanesiydi. Kitabın sonu ise pek umduğum gibi bitmedi ve devamı gelecekmiş gibi bir son tercih edilmiş.

Kitapta dikkatimi çeken cümleler ise;

“Bir insan hayatının doğumu ile başladığından emin misiniz?”

“Zaman denen şey bir yanılsamadır.. Geçmişin, saatlerin ve günlerin ve haftaların ve on yılların kül kadar ağırlığı vardır; gelecek zamansa, isterse sonsuza dek sürsün, daima saniye saniye yaşanır..”

“Gelmemenin bir vakti yoktur. İnsan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse„ o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır. Bir yıl mı geçmiş? Ne yapalım dersiniz, hazırlanması en az bir yıl sürerdi zaten… İki yıl mı geçmiş? Gelmesinin eli kulağındadır…”

“Öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. Hep böyle olurum. Aylarca sessiz kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar, sonra birden baraj yıkılır ve ne varsa; neyi tutmuşsam her şeyi koyuveriririm, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar ve daha susmadan pişman olurum.”

“Aşk ilk günkü gibi kalabilir, heyecan da öyle.. Aylar da geçse, yıllar da geçse.. Hayat insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir”

Yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz....

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s